Hikâyemiz aslında 90′ların ortalarında başlıyor. Tam Türk medyasının saçmalamaya başladığı dönemde interneti keşfedip, gördüğüm şeyler karşısında “Vay anasını!” demekten yorulduğum zamanlarda. O zamanlarda gördüklerimiz karşısında şaşırma, heyecanlanma, “Bunu bir yere kaydetmeliyim!” deme lüksümüz vardı. Artık o hislerimizi aldırdık gibi. Neyse, konumuza dönelim. Uzun zaman boyunca net üzerinde okuduğum ilginç yazıları ve resimleri bilgisayarıma kaydettim. Ki çevremdeki (reel) insanlara gösteriyim, onlar da nasiplensin diye. O zamanlar internet tek kanaldı, read-only idi, üzerine bir şey kaydedemiyorduk. okumaya devam »
Her gün mutlaka limk sitelerinin iletişim formlarından garip mesajlar alıyorum. Yıllardır hem de! İlk başta anlam veremiyordum, spam sanıyordum. Sonraları farkettim ki tıfıl net kullanıcıları Google’da arama yapıp düştükleri sayfayı aradıkları konunun pîri sanıyorlar. Ya da Google’a sordukları soruda çıkan sayfanın/sitenin ne olduğunu umursamadan direk iletişim formuna tıklayıp sorumlu müdürü arıyorlar. Algida sapı ellerinde kalanların “Algida seçicilik” yazısında derman aramaları buna en iyi örnektir. Derebeylimk grubunda arada bir paylaştığım bu mesajlardan bir “best of” yapıp sizlere sunmak istiyorum. Kesinlikle hayal ürünü değildir, saf (süzme?) gerçek mesajlardır, isim, adres ve telefonlar silinmiştir. İki nokta üstüsteden öncekiler benim yorumlarım sonrakiler de gelen mesaj. Yazım hataları yazanlara aittir. okumaya devam »
Bugün 12 Ocak 2009. Dünyanın en güzel varlığıyla tam 3 yıldır evliyim ve ona 10 yıldır aşığım. İnsanın ruhunun ikizini bulduğunu resmîyete döküp devlet babaya onaylatmasından daha güzel bir şey yok.
Ona hep söylediğim şarkıyı Yavuz’un söylemesini istiyorum:
Benim hiç kişisel blogum olmamıştı amca. Hiç eksikliğini de hissetmemiştim. Kişisel blog kişinin kendini ifade etme ortamıdır ya bende öyle bir boşluk olmamış demek ki. Yıllardır, her gün, kendimden bu 0-1′lere o kadar şey ekliyorum ki benliğimi dijitalize etmenin kamasutrası gibi oluyor. Bir kaç gün önce FriendFeed’de Çağatay‘ın şu girdisini görünce de biraz kıvrandım. Çünkü bünyem tekrar sevmemekte. İlla yeni bir şey olsun içinde, kuru kuru “Bugün sütlaç yedim, My Name Is Earl izledim, Cilvenaz’a hâlâ kızgınım” blogu olmasın diye kıvranmam gerek. Sözün özü çığır açmak da zor iş, açtığın çığırın altında kalmak var.